17 Ocak mitingi, şimdiden Türkiye işçi sınıfının tarihine geçmiştir. Hayır, sadece 100 bin işçi, kamu emekçisi ve emek dostu bu mitinge katılarak hükümete karşı Tekel işçisinin yanında yer aldığı için değil. Geçtiğimiz Pazar günü bundan çok daha önemli birşey olmuştur. 17 Ocak'ta, Tekel işçileri mitingin sonunda kürsüyü işgal ederek Türkiye'nin en büyük işçi konfederasyonu Türk-İş'in asıl sahibinin sendika bürokratları değil kendileri olduğunu ilân etmiştir. 17 Ocak'ta, Tekeli isçileri kürsüyü işgal ederek Türk-İş mikrofonundan "Genel grev, genel direniş!" sloganını bütün meydana ve Türkiye'ye haykırmış, Türkiye işçi sınıfına bürokratların diplomatik dili ve teslimiyetçiliğinden çok farklı bir mücadele yolunu göstermiştir. 17 Ocak'ta, Tekel işçileri, yarım saatten uzunbir süre boyunca, sendikacıların yalvarmalarına, terslenmelerine,provokasyonlarına rağmen kürsüyü ve meydanı terk etmemekle, mücadelenin de,sendikaların da esas sahibinin işçiler olduğunu, "asil" işin içine girdiğinde "vekil"e onun sözüne uymaktan başka iş düşmeyeceğini cümle aleme ilân etmişlerdir!
17 Ocak mitinginin bütün öteki boyutları, bu eylemin önemi karşısında geri planda kalır. Kürsü işgali eylemi, Tekel işçisinin mücadelesinin bundan sonraki gelişmesi ne olursa olsun şimdiden tarihe geçmiştir. Şu yönüyle: Türkiye sınıf mücadelelerinin tarihinde ilk kez, işçi sınıfı, meydanda, eylem içinde, herkesin gözüönünde sendika bürokratlarına meydan okumuş, yetkiyi kendi eline alma girişiminde bulunmuştur. Dikkat buyurulsun, "girişiminde bulunmuştur" diyoruz,"eline almıştır" demiyoruz. Bu girişim, kısa bir mücadeleden sonra başarısız olmuştur şimdilik. Ama sendika bürokratlarına karşı bu girişimin kendisibile, muazzam bir tarihi önem taşımaktadır.
Neden ilk kez diyoruz? Çünkü Türkiye'de sınıf mücadelelerinin, işçi sınıfının (silahsız da olsa) tarihteki tek ayaklanması olduğu için hâlâ aşılmamış doruğunu oluşturan 15-16 Haziran, yarı-kendiliğinden bir eylemdir, ama sendika bürokrasisine rağmen yapılmamıştır, onun koyduğu sınırları aşıp sel gibi akmıştır. Ve DİSK yönetimi devletin baskısı altında işçileri eyleme son vermeye çağırdığı zaman da eylem sona ermiştir. Başka büyük işçi eylemleri, mesela 1970'li yılların ikinci yarısının 1 Mayıs'ları, özel olarak da yarım milyona yakın işçiyi İstanbul Taksim Meydanı'na toplayan 1 Mayıs 1977 kutlaması, bütünüyle sendikaların planladığı ve yürüttüğü eylemlerdi.
Daha yakın döneme gelecek olursak, 12 Eylül sonrasında yaşanan üç büyük atılımdan ilki olan 1989 Bahar Eylemleri, yine yarı-kendiliğinden bir karakter taşımakla birlikte, sendikalar hızla bu eylemlere adapte olmuştur. 1990-91 Büyük Zonguldak Grevi ve Ankara Yürüyüşü, bütünüyle işçinin coşkusu sonucunda radikalleşmiş bir sendikal yönetim önderliğinde yürütülmüştür. 1990'dan itibaren kamu emekçilerinin sendikalaşma çabası ise henüz sendikaların yeni yeni oluşmakta olduğu ve bir bürokratik katmanın mevcut olmadığı koşullarda yaşandığı için karşılaştırılabilir özellikler taşımaz.
Buna karşılık, elbette işçi sınıfının sendikal önderliklere karşı başkaldırdığı çeşitli başka vakalar yaşanmıştır Türkiye sınıf mücadeleleri tarihinde. Bunların en çarpıcısı, 1990'lı yılların ikinci yarısında, Türk Metal üyelerinin sendika yönetimine büyük kitleler halinde başkaldırarak sendikadan kopma eğilimine girmesi olayında görülmüştür. Ama bu başkaldırı, çok önemli olmasına karşılık, eylem içinde, grevde ya da meydanlarda, bütün toplumun gözü önünde değil, sendika içinde yaşanmıştır.
İşte 17 Ocak mitinginde tekel işçisinin kürsü işgali bunun için tarihte bir ilktir, bu kadar önemlidir.Çünkü tabandaki işçinin bir büyük işçi eyleminde bürokrasiye meydan okuması,sendikanın nasıl yönetileceğine ilişkin bir tartışmadan ibaret kalmaz. Aynı zamanda, işçi ile bürokrasi arasında sınıf mücadelesi ile sınıf uzlaşması yönelişleri biçiminde var olan farklılığı ve mücadeleyi pratikte, saydam olarak herkese gösterir. İşte 17 Ocak'ta bu yaşanmıştır.
Tekel işçisinin önümüzdeki günlerde, mücadelenin ileri gidebilmesini sağlamak bakımından kalan sınırlı ve değerli zaman içinde, 17 Ocak günü başladığı işi sonuna vardırıp vardıramayacağını zaman gösterecek. Ama 17 Ocak şimdiden Türkiye işçi sınıfı mücadelelerinin tarihine geçmiştir.
Titreyin bürokratlar! Bundan sonra her büyük işçi mücadelesinde, hayatı için mücadele eden, hayatını ortaya koyan, kararlılığı yüzünden okunan işçilerle her karşılaştığınızda,Tekel işçisinin 17 Ocak günü sergilediği isyan, sizin kâbusunuz olacak! Heryeni büyük işçi mücadelesi, Tekel işçisini örnek alacak potansiyel bir tehdit oluşturacak sizin için! Titreyin!